Forum Konularımız
Gözde içerik
Son görüntülenme:
- Modernizm – Postmodernizm
- Kemalizm; Resmî Din mi? Atatürk'e Tanrı veya Peygamber Diyenler
- Nedensellik Çemberi- bağımlılık ve Özgürlük
- Hak Dinin Genel Özellikleri Şunlardır
- Sömürgecilik Sonrası (Post-Colonialism)
- İslam'da ilmin ve alimin yeri
- MUKADDES KİTAPLARI
- Eski Roma Dini
- BAHAİLİK
- Guru Nanak ve Misyonu
- Druid Öğretisinde Ağaç Kültürü
- 2. Kutsal Kitapları ; Gathalar - Avesta
- 3. Zerdüşt ´ün Getirdiği Dini Prensipler
- En Yüce Kudrete Teslim Olma, İtaat Etme, Boyun Eğme Anlamında
- İHVAN-ÜS SAFA
dinler tarihi
Dinler Tarihi, kendine özgü tarihçesi, metodolojik yaklaşımları, teori ve problemleri olan beşeri ve sosyal bir ilim olarak bir taraftan sosyal bilimler içinde otonomisini sağlamlaştırırken bir taraftan da onlardan dışlanmamaya dikkat eder. Özgün metodolojisi, bu disiplinin en temel unsurlarından olup bilime kendi karakteristik kimliğini vermek için vardır.
Cinsiyet, insanları kadınlar ve erkekler olmak üzere iki farklı bölüme ayırır. Beşer kültüründe erkek ve dişi ayırımı, çoğu zaman zıt bağlamda değerlendirilmiş hatta cinsiyet, çoğu kez bir tür hiyerarşi olarak anlaşılmış ve biri, (özellikle erkek) ötekine (yani kadına) üstün bir cinste sayılmıştır. Cinsiyetin durumu kültürlere, geleneklere göre değişiklik arzeder. Cinsiyet bu yüzden otorite ve güç konusunda önemli sorunlar yaşayabilir.
Bir yaklaşım kategorisi olarak ideoloji, baskın bir siyasi gündeme sahip olan ve kendi görüşleri etrafında birleştirici, evrenselleştirici, meşru kılıcı, rasyonelleştirici ve doğallaştırıcı bir kavram şeklinde tanımlanır. İdeoloji, muhtelif sosyal ve tarihsel farklılıkları en aza indirgemek ve homojenlik sağlamak için vardır[140].
Bu bağlamda metodolojik açıdan ideolojiyi şu şekilde kısımlara ayırabiliriz; Din –ideoloji ilişkisi, Dinler-ideoloji ilişkisi ve Dinler Tarihi-ideoloji ilişkisi.
Basit bir tanımla sömürgecilik, askeri ve siyasi güç kullanarak, ekonomik açıdan hammadde ve ucuz işgücü kazanılabilecek yabancı bir toprağa girmek ve buna uygun şartları yaratıp bu durumun idamesi için çaba göstermektir. Bu terim, aynı zamanda yabancı işgal güçleri ile yerli halklar arasında sürekli artarak devam eden sömürgeci güçler lehine kültürler arası alışverişi, etkileşimi ve karşılaşmaları da içerecektir[123].
Dinlere yönelik sömürgeci tavırların izleri sömürgeciliğin etkin olduğu yıllara kadar gider. Söz gelişi 1847’de İngiliz teolog Frederick Denison Maurice, The Religions of World (Dünya Dinleri) adlı çalışmasında dinlerle ilgilenen akademik bir disiplinin, öncelikle öteki ülkelerle ticaret işine girişen, onları fetheden veya onları hakimiyeti altına almak ve bu hakimiyetini sürdürmek isteyen bir ulus için yararlı olacağını açık bir dille belirtmişti[124].
Mukayese, Mukayeseli Din Bilimi’ne anlam veren aynı zamanda ona tarihsel süreç içinde metot kazandıran özel bir terimdir. İnsanlar, genel teferruatlarıyla çevrelerinde biten olayları gözlemleyip aralarındaki benzerlik ve farklılıklar yaptıkları genellemeleri mukayese etmek isterler[85]. Bu mukayese işi, insan zihnin aleme düzen vermek istemesinin temel yollarından biridir. Ancak burada asıl sorun, mukayese etmekten ziyade çağdaş din biliminde bu işin nasıl yürütüleceği konusudur[86].
Dinler Tarihi, fenomenleri kategorilere ayıran, tasnifçi bir disiplindir. Zira topladığı ve ajandasında yüklü miktarda bulunan “malzemeler”, kategorik olarak çokluklara, farklılıklara, benzerliklere veya ayniliklere ayrışabilen yapıdadır. O, bu kadar yoğun malzemeyi, tarihsel, mukayese metodu yoluyla işler ve onları hem rasyonel hem de irrasyonel alanı içinde değerlendirir. Yine o, çokluklar dünyasında, zamana yayılan tüm fenomenlerin tipolojilerine hükmetmek zorundadır. Bu durumda disiplinin tasnif derken anlamak zorunda olduğu iki temel konu vardır; dinî fenomenlerin tasnifi ve dinlerin tasnifi. Ancak Dinler Tarihçi’nin en başından bilmesi gereken çok önemli bir konu vardır; dinlerdeki sınıflandırma bilimi (taxonomi) işi, öncelikle filoloji, etnoloji ve sosyo-antropolojik yaklaşımların yardımıyla yapılabilir.
“Din”, terim olarak günümüz Dinler Tarihi için hem eleştirel metodolojik araştırmalara götüren, hem de sorunlu konular ortaya çıkarabilecek güçte olan çok önemli bir kavramdır. O, aynı zamanda bir olgu olarak din biliminde hala en az “kutsal” kadar birincil oluş özelliğini korumaktadır.
M.Ö. 2500'lü yıllardan kalma Ebla Tabletleri, dinler tarihi açısından çok önemli bilgileri günümüze kadar taşımaktadır. Arkeologlar tarafından bulundukları 1975 yılından itibaren birçok kez araştırma ve tartışma konusu olan Ebla Tabletlerinin en önemli özelliği ise, içinde İlahi kitaplarda bahsedilen üç peygamberin adının geçmesidir.
Önemli bilgiler içeren Ebla tabletlerinin, binlerce yıl sonra bulunması, Kuran'da bildirilen toplulukların durumunun coğrafi olarak da açıklanması bakımından oldukça önemlidir.
Ebla, M.Ö. 2500 yıllarında, bugünkü Suriye'nin başkenti olan Şam ile Türkiye'nin güneydoğusunu da içine alan bir bölgeyi kapsayan bir krallıktı. Bu krallık, kültürel ve ekonomik olarak doruğa çıkmış ama bir dönem sonra -birçok medeniyette olduğu gibi- tarih sahnesinden silinmişti. Ebla Krallığının, döneminin önemli bir kültür ve ticaret merkezi olduğu, tuttukları kayıtlardan da anlaşılıyordu. Eblalılar devlet arşivi oluşturan, kütüphane kuran ve ticari sözleşmeleri yazılı kayıt altına alan bir medeniyetin sahibiydiler. Hatta Eblaca (Eblait) denen kendi dillerini oluşturmuşlardı. (Ebla", Funk & Wagnalls New Encyclopaedia, (c) 1995 Funk & Wagnalls Corporation, Infopedia 2.0, SoftKey Multimedia Inc.)

Son yorumlar
8 hafta 1 gün önce
8 hafta 2 gün önce
8 hafta 4 gün önce
9 hafta 6 saat önce
9 hafta 3 gün önce
9 hafta 4 gün önce
9 hafta 6 gün önce
10 hafta 7 saat önce
10 hafta 1 gün önce
10 hafta 1 gün önce